EsGiz Defteri











{30/03/2009}   Faili Meçhul!!

Durun durun hemen korkmayın. Bu ülkede faili meçhul deyince hep kötü şeyler akla gelir, doğru, ama bu sefer iş başka. geçenlerde bir tanıdık vasıtasıyla çok hoş bir oyun buldum. Fazla yorum yapmadan kendi sitelerinden aynen aktarıyorum..

Hadi bir oyun oynayalım 🙂

Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”

Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.

Bir yıl önce ‘Nefesimi Kesecek Anlar‘da paylaştığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak istediğimi bir arkadaşıma söyleyince; “Oo Tunç, sen ‘Amelie‘ ya da ‘İyilik Bul İyilik Yap‘ filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi. Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce yapılmış olması.

Bu öylesine bir oyun ki, çok kişi oynamalı deyip sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Sonra nette biraz araştırınca bu fikrin farklı uygulamalarına denk gelsem de, benim kafamdakine en yakını bile kendi sitesinin reklamını yapıyordu. Oysa bu, her şeyi ile anonim olunca daha güzel.

Neyse, şimdi oyuna geçelim.

Yaratıcılığa son derece açık. Önce bir kartımız var, ondan bahsedelim.

Faili Meçhul Kıyak

Basitçe tasarlanmış bu kartın sekiz adetini bir A4′e yerleştirdik. Dilerseniz bu A4′ü basıp sekiz tanesini aynı anda elde etmek mümkün. [Standart yazıcılar keşke lamine baskı da yapabilse!]

Kart oyunun bulaşıcılığı ve devamı için gerekli. [Bir de “Aa bak birisi burada ne unutmuş” denmemesi için!] Kime, ne zaman, hangi şartlarda bir kıyak yapacağımız da zaten belli olmaz. O yüzden bunları kesip cüzdanda taşıyoruz 🙂

Şimdi ilk etapta aklıma gelen birkaç fikir:

* Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın şoförüne vermesini rica ediyoruz.
* Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
* Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker.
* Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda düşürmek.
* Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla beraber posta kutusuna geri koymak.
* Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
* Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
* Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava) pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart pizza kutusunun içinde.)
* Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin kapısının altından içeri atmak.
* Görme engelli bir kişiye, yolda ona etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup okur sonradan ona.
* Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık bırakmak (kart sandığın içinde.)
* Otomat, ankesörlü telefon veya atari salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
* Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün tabii ki. Siz de aklınıza gelenleri burada paylaşırsanız mutlu olurum.

Ben ilk kartları kesip cüzdanıma koydum. Gördükçe hatırlamak adına bile faydası olacak.

Ne kadar heyecanlanırım, sadece üç kişi bile bu oyunu oynadığını buraya yazsa. Yoksa ‘Bedava Kucak‘ olayına benzer bir beklentimiz yok tabii ki.

Veya pardon, neden olmasın ki… Hadi abartalım; bu kartlardan birinin yarın dönüp dolaşıp (ve hala sağlam kalıp 🙂 bize ulaştığını düşünsenize…

Kelimelerin yetersiz kaldığı… hatta nefesimizin kesildiği an olmaz mı o an?

Fikir Atölyesi



{29/03/2009}   KDV indirimi !

Kriz var mı yok mu, teğet mi geçti yoksa geçirdi mi, bunlar nedense hala tartışılır. Açık olan bir tek konu var: O da krizin parası olana yaradığı. Bakıyorlar sağa sola, milleti alışveriş yaparken görüyorlar, diyorlar ki kriz yok. Ama bakmıyorlar ki alışveriş yapanlar kim, ne alıyorlar.
Bir kere alışveriş yapanlara bakalım. Orta üst sınıf yapıyor alışverişleri, burası açık. Üst sınıf insanı zaten oldum olası rahat alışveriş yapabiliyordu. Kriz var yok onları zaten etkilemiyor ki. İstediklerini istedikleri zaman alıyorlar onlar zaten. Alt sınıflar oldum olası alamazlardı, artık hiç alamıyorlar. Krizi vuran kısım da onlar zaten. Eskiden lüksleri yoktu, bir yemeklerini alıyorlardı, artık onu bile zor alıyorlar. Orta sınıf en çok beli bükülen oldu herhalde. Psikolojik olarak bir statüleri vardı. Az çok lüksleri vardı, alım güçleri vardı, krediyle mrediyle alıyorlardı istediklerini. Ama şimdi alım güçleri bir anda düşünce bütün lüksten mahrum kaldılar. Attan inip eşeğe bindiler sanki. Ellerinde olanları da kaybettiler bu arada. Orta üst sınıf ise ellerinde belli gelirleriyle aynen kaldılar. Onlar da kayıp vermeliydi ama vermediler, neden, kriz onlar için geçerli olmadı çünkü.
Kriz dediler, alım düştü dediler, verdiler indirimi. Parası olana yaradı bu da. Araba alacak gücü yoktu, geldi indirim, 2 tane aldı. Ev alamazdı, fiyatlar düştü, 3 tane aldı. Elektroniği en lüksünden değildi, geldi indirim, tüm evi elektronikleştirdi. Bu kadar indirim bana sana değil ki, parası olana tabiî ki. Adamlar bin beş yüz liraya tüm beyaz eşya takımını veriyorlar. O indirime ihtiyacı olan adamın zaten cebi o kadar para görmemiş ki..
En son gelen indirim de KDV’ye olan, %18’den %8’e olan indirim. Bilgisayarı da kapsadı üstelik. Bugün yürürlüğe girerek 3 ay boyunca geçerli olacak. Bu fırsatı kaçırmadan 3 ay yemeyin içmeyin, gidin kendinize son model bir bilgisayar/laptop alın bence…



{25/03/2009}   Nil Kıyısında

Coğrafik bir yazı yazmıcam bu başlıkla. En ilginç sanatçı(evet kesinlikle sanatçı çünkü)larımızdan biri olan Nil Karaibrahimgil’den bahsedeceğim. Bilindiği gibi çok kısa bir süre önce yeni albümünü piyasaya çıkardı. Hepimiz bunu “seviyorum sevmiyorum” parçası ile öğrendik. hatta çıkmadan öğrendik ve hepimizin diline yerleşti her seferki gibi. Tam Nil’e göre kıpır kıpır, canlı, heyecanlı, çok güzel bir parça olmuş. Aynı zamanda klip de görür görmez “nil klibi” dedirtecek bir klip olmuş. Devamını acilen beklemekteyiz( 🙂 ).

Albüm tasarımı da ayrı bir güzel canım. Böyle yem yeşil güzel bir şey. Zaten raflarda ararken (ki ben baya zor buldum, sadece 3 tane kalmıştı) öyle koca koca yazılarla Nil adını boşuna aramayın. İsimden başka bir şey olmayan şarkıcılar gibi yapmamış Nil. Yeşilli bir fon, üzerinde peri kızı misali Nil, böyle yüzer gibi, uçar gibi, güzel gibi. Üzerinde yine kendi tasarımı olan kıyafetlerle. En beğendiğim fotoğrafı da cd bölümünün altındakidir. Ayrıca kapakta ve şarkı sözleri kitapçığında da olan tüm fotoğraflar Cd’nin üzerine de basılmış. Hoş olmuş bence. Yeşermiş açmış saçmış.

Tüm bunların yanında en güzeli de, teşekkürler bölümünde the simpsons’ a teşekkür etmiş olması, tam Nil, her zaman Nil…



et cetera