EsGiz Defteri











{12/05/2009}   PostCrossing

Hep yakınırız, zaman eski zaman değil diye. Eskiden ne güzel mektuplar yazar, bir de ucunu yakar, dört gözle postacıyı beklerdik, şimdi ise faturadan başka bir şey gelmiyor diye. İşte size çok güzel bir çözüm. Postcrossing!

Postcrossing, uluslararası bir posta servisi. Daha doğrusu kartpostal servisi. Öncelikle sisteme üye olup adresinizi giriyorsunuz. Sonra da size ilk başta sunulan 5 kişilik kontenjanın adreslerini alıp birer kart atıyorsun onlara. Veya çok istersen bir mektup yazabilirsin ama asıl amaç kartpostal. Sen bir ülkeye gönderiyorsun, sana bam başka bir noktadan geliyor. İstersen tabi karta kendi bilgilerini de yazıp iletişime geçebiliyorsun da.
İlk başta biraz panik yaptım aslında. Nasıl bir kart seçmeliyim, ne yazmalıyım, nasıl yazmalıyım.. Sonra işin doğallığına kendimi bırakıp içimden gelenleri yazmakla başladım. Zaten bir süre sonra ne yazılır nasıl yazılır kendiliğinden öğreniyorsunuz. Tabi bir de başka ülkelerden kart almanın verdiği güzel duygu var. İlginç yerler ve kişiler tanıyorsunuz.
Bu site sayesinde anladım ki bizde artık kartpostal devri bitmiş. Bulabildiklerim sadece turistler için yapılmış türkiye logolu olanları. Hani neredeyse askerler için olanlarından bile kalmamış. Bulabildiklerim de PTT’lerin çok yakınında bir kırtasiyede veya ben her şeyi satarım diyen kitapçılardaydı. Bulabildiklerim pek içime sinmese de elimden gelenin en iyisiydi. Bundan böyle eskicilere bakmam lazım sanırım bulabilmek için. Ayrıca insanlara bir kart göndermenin hiç de zor veya pahalı olmadığını gördüm. Yurt dışına sadece 80 kuruş. Bayramlarda veya özel günlerde sevdiklerinize basit bir sms yerine bir kart atmak daha cazip olmalı artık..


{12/05/2009}   StarBucks Mı Dedin?..

Dün Taksim’e gittim. Maksat gezmek, yemek, içmek, eğlenmek.. Bir de Postcrossing hadisesi için PTT’ye gitmem gerekiyordu. O da tadilat dolayısıyla Tünel’e yakın bir yere taşınmış. Yolda giderken sağda Starbucks var. Neyse işte, ben pür neşe gidiyorum, birden yandan bir ses geldi. Starbucks’ta en önde oturan iki bayan, kahvelerini içiyorlar “elit”lerle “sıradan”lar arasındaki o paravanın arkasında. Yanlarına bir dilenci yanaştı, bir şey istedi. Ama onların “elit” olduğunu bildiğinden herhalde gayet kibar ve sessiz bir şekilde söyledi söyleyeceklerini. Kadınlar da pek tepki göstermediler işin aslı. Sonradan öğrendiğimize göre sadece 1 sigara istemiş kadınlardan.

Ama tam o sırada içeriden dışarıya doğru bağırarak bir adam fırladı. Adamı gelişine iterek yere yuvarladı ve vurmaya başladı. Arada küfürlerini de eksik etmiyordu. “Ben sana buralara uğrama demedim mi?” gibilerinden bol bol bağırdı çağırdı. “Sıradan” olanı “elitist” kısımdan uzak tutmak istediği kesindi.
Ama beklemediği bir şey oldu. Bir anda etrafını “sıradan”lar sardı. Yerdeki adamı kurtarıp kaldırdılar, güvenliği çekip sakinleştirmeye ve adamdan uzak tutmaya çalıştılar. Herkesin amacı dilenciyi kurtarmaktı. Güvenliğin beklemediği bir şey daha oldu ama. “Elit”ler de şiddeti hoş görmemişlerdi ve güvenliği onlar da engellemeye çalıştılar. Tabi kendi yöntemleriyle, oturdukları yerden seslenerek, ama olsun..

Starbucks kendi elitliğini koruyabilmek için bir hareket yaptı. Amacı kendi yanında gördüklerinden artı puan almaktı, ama hem onlardan hem de diğerlerinden eksi puan aldı. Reklamın iyisi kötüsü olmaz mı sizce de acaba?



{05/05/2009}   Ordan Burdan Şurdan

Uzun zamandır yazamıyorum. Dersler, projeler, odanın tadilattı derken İnternet’e ya mailleri kontrol için girdim ya da hocaya ödevi atmak için.. Dünkü sunumumun ardından artık rahat ve mutluyum(en azından 3.5 hafta boyunca). Ama bu arada yazmak istediğim o kadar çok şey oldu ki.. Bazılarının yazılmasının anlamı bile kalmadı.

Örneğin 1 mayıs! Bir devrimci kızı olarak son 2 yıldır “aman gazdan az etkilensin bari” diyerek izliyordum görüntüleri . Bu sene biraz daha rahattım çünkü beraberlerinde Avrupa’dan gelen kişiler vardı, polis cesaret edemez bir şey yapmaya dedim. Hoş, polis yine de pek umursamadan onları da gaz içerisinde bıraktı ama olsun. Bu kişiler sayesinde saygıdeğer emniyet müdürümüz “makul sayı” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Sabah erkenden kalkıp, yine babamı gözleyerek, görüntüleri izledim. Ve o an, taksim simit sarayının önünü gördüğümde, meydana doğru koşmalarını izlediğimde, o sevinç gösterilerini gördüğümde.. Yumruklar havada, işçi marşını söyleyerek, ölenlerin anılması.. Hepsini gözlerim dolu dolu izledim. Acaba dedim, olur mu acaba, tekrardan taksim olur mu acaba. O sırada aklıma yine 77 mayısının görüntüleri geldi, içimi korku kapladı. Neyse ki sağ salim her şey bitti. Umarım bu bir adım olur, umarım 1 Mayıs’ın asıl kutlaması olarak o meydanda önümüzdeki senelerde halay çeken insanları daha güzel şekillerde izleriz.

Başka.. Mesela dün otobüste bir amca ile karşılaştım. Otobüse bindiği ilk andan inene kadar olaydı. Başta kendi kendine söyleniyordu, ama uzun süre dayanamadan sağa sola laf etmeye başladı. Dayanak noktası da “İstanbullu olmak!” Yalnız amcanın şivesinden de anlaşılacağı gibi kendisi İstanbullu değildi. İstanbul’a yıllar önce gelmiş, üzerinde İstanbullu olma! baskısını yaşamış, bunu o kadar benimsemiş ki herkese laf etti. Bir gence ” Sen bana laf söyleyemezsin, sen kimsin, adam değilsin, adam olmayanı kaale bile almam” dedi. Sonra sakin yaşlı bir amcanın yanına yanaşıp sataşmalarına devam etti. Amca, Adana şivesi ile haklısın gibilerinden laflar edince, başta yaşına hürmet gösterdiği kişinin aslında “İstanbullu” olmadığını görüp bu sefer ona çıkıştı “seni kaale almam” diye. Onu sakinleştirmeye çalışan, haklısınız diyen bir kadına da “Hanımefendi ol, İstanbullu ol azıcık” dedi. İnerken de son postayı şoföre atıp “Açsana kapıyı inecek var” diye kızdı, ama şoför durağa bile girmemişti.. Umarım bir daha “İstanbullu” görmem diyerek hızlıca uzaklaştım oradan..

Daha çoook yazmak istiyorum.. Daha çok zaman yaratarak yazmaya çalışırım bundan sonra.



et cetera