EsGiz Defteri











{27/06/2009}   Derinlerden Gelen Yaşam

Hayatta yaşadığım en büyük zevklerden biri: Tüplü dalış.. Son 1.5 yılım yemeden içmeden para biriktirmeyle geçti. Ama bu zorlu biriktirme evresinden sonraki dalış turları bana yaşadığım tüm sıkıntıları unutturdu.

Bütün geceniz külüstür sayılabilecek bir arabada sarsıntıyla geçiyor. Doğru düzgün uyuyamıyorsunuz. Açlık da üzerine vuruyor tabi. Sabah saat 9da teknede olmanız gerektiğinden otele değil de direk tekneye yetişebiliyorsunuz. Dalış noktasına kadar sarsıntı, motordan gelen mazot kokuları ile birleşiyor. Eh bir de haliniz olmamasına rağmen 10larca kilo malzemeyi hazırlıyorsunuz, daracık kıyafetleri giyiyorsunuz, hele de yaz ise mevsim, o kıyafetlerle dalışa kadar pişiyorsunuz..Evet, gözünüze bir işkence gibi geliyor. Sonra tüm kıyafetti kuşanıp teknenin ucuna gidiyor, son kontrolleri de yaparak denize doğru bir adım atıyorsunuz..

Ve işte o an, suyla buluşma anı.. Buz gibi su kıyafetinizden içeri giriyor. Sıcaktan pişen tenin üzerini buz parçası gibi yalayarak geçiyor. Ve maskenizin önünde sizin yarattığınız kabarcıklar.. İşte bu ürperip kendine gelme anı, asıl önemli olan an. Çünkü o an hayattaki diğer her şeyi unutuyorsunuz. Sanki dünya bir anda duruyor, sadece siz ve baloncuklar kalıyor geriye.. Bütün yorgunluk da bir anda silinip gidiyor o an.

Sonrası ise asıl güzelliği. Yavaş yavaş suyun altında kaybolmaya başlıyorsunuz. Dünyanın bütün sesleri yok oluyor orada. Sadece ağzınızdaki regülatörden gelen nefes alma sesi, sonrasında çıkan bubble sesi.. Başka hiçbir gürültü ve ses yok..Engin bir maviliğin içine doğru yolculuk başlıyor.

Havada uçuyorsunuz. Üzerinizde de hiçbir yük yok. O kadar ki kendi ağırlığınızı bile hissetmiyorsunuz. Etrafınızdan balıklar geçiyor. Hatta gelip elinizden yemek yiyorlar. Bin bir çeşit yeni canlı, bitki, yapı..

Öyle bir dünya ki suyun altı, tüm sıkıntıları emen ve yok eder. Suyun üstünü unutursunuz. Ayrıca en güzel meditasyon yöntemidir de. Ölmeden önce mutlaka denenmesi gereken bir şey olduğuna emin olabilirsiniz.



{19/06/2009}   Ufacıktım Tefeciktim..

Kısa boylu oluşum mu, minyon duruşum mu yoksa başka sebeplerden midir bilmem ama olduğumdan küçük gözükürüm. Hem de öyle böyle değil. 18 yaşıma girdiğim yıl kadının biri bana 13 yaşında mısın diye sormuştu, kalanını siz düşünün.. Genelde benim somurtuk ifademden sonra “Aa ne güzel işte, yaşlandığında genç gözükeceksin” diyorlar.

Tamam, yaşlandığımda daha genç gözükebilecek olabilirim, ama ya şu anda? Olduğundan küçük gözükmem kimseye inandırıcı gelmememe sebep oluyor. Bir şey dediğim zaman insanlar küçük görüp kaale bile almıyorlar.

Bu işi yapacağım diyorum, sen kim yapmak kim diyorlar. Yapınca da hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar zaten. Kimseye, bir şeyleri başarabileceğime, bilebileceğime, yeteneğim olduğuna inandıramıyorum.

Bugün eve eşya getirdiler monte etmek için. Annem de babam da yoktu. Adamın gelir gelmez ilk tepkisi “Bu dolap buraya sığmaz” oldu. Başta 5 dakika adamla bunu tartıştım. Kendi ellerimle ölçtüğümü, sığdığını anlatamadım. En sonunda kendi ölçtü de inandı. Bir süre sonra diğer adam “Bu yükseklik buna az, bu sığmaz buraya” dedi. Başladık bir de onunla tartışmaya. Onu hallettikten sonra bu sefer de başladılar “bu parke bunun sallanmasına neden olacak”.. Ne dediysem ne yaptıysam inandıramadım. Ve benim dediğim gibi hiç sallanmadı ama adam giderken bile “O sallanacak bak” demeyi ihmal etmedi.

Buradaki sorun biraz da benim erkek olmamamla alakalı olabilir aslında. Sonuçta tamir işleri erkek işleri olarak görüldüğünden adam suratıma bile bakmamış olabilir. Ama ne olursa olsun karşısında inandırıcı bir pozisyona yükselemedim.

Aslında daha aileme bile inandırıcı gelemiyorken başkasına nasıl gelebilirim bilemiyorum.. Çok da merak ediyorum, benim gibi olduğundan genç gözüken insanlar illa yaşından büyük işler yaparak mı kendilerini gösterebiliyorlar?



{11/06/2009}   Kalbimi kırdın D&R !

Geçen gün Taksim D&R’da dolaşırken bir anda çok heveslendim, kitap almak istedim. Oturup 3 5 kitap karıştırdım. En sonunda 5’ini almaya karar verdim. Ama sonra aklıma geldi ki İnternet sitesinde daha ucuza geliyor, aradaki karım da kargo parasını haydi haydi karşılıyor. Elimdeki kitapların listesini çıkartıp eve geldim.

Yıllardır Ideefixe’den alırım kitaplarımı. Siparişimin ertesi günü kargoya verilir, en geç 3 gün içinde de elimde olur kitaplarım. Ama bu sefer D&R kartım da puan toplasın diye oradan alayım dedim. Siparişimi geçen hafta Cuma günü, öğlen saatlerinde verdim. Sonra siteden sipariş durumumu kontrol edeyim dedim. Ideefixe’den alışmışım, mail bile yollardı şu durumda diye. Sipariş sayfasında bilgilerin yarısı gözükmüyordu. Ayrıca kargodan takip edebilmem için kodu da vermemişlerdi. Kargonun İnternet sitesinden de takip edemedim.

1-5 gün içerisinde kargoya verilir siparişiniz yazıyordu, hakikaten de dediklerine uydular, 5. günün sonunda kargoya verdiler kitapları! Sağ olsun kargom (Yurtiçi Kargo) hızlı da sabah 9 da arayıp kitaplarımı getirdiler. Bu sürede Ideefixe’den kitaplar gelirdi de, ben 2sini bitirmiş olurdum da…

Bununla da bitmedi üstelik. Normal kitap boylarında idi kitaplarım, gelen kutu ise 10’larca kitap alabilecek büyüklükteydi. Neyse dedim, belki farklı bir sürpriz koymuşlardır içine. O büyük kutunun içinden 1 kutu daha çıktı. Araya da kocaman karton koymuşlar boşluğu kapasın diye. Dedim biri kargonun, biri de D&R’ındır herhalde (Ideefixe eskiden öyle gönderiyordu, artık kağıttan tasarruf kendi kutusuyla gönderiyor sadece) dedim. Kutuyu açtım, ve “hiçbir şey” ile karşılaştım! Ne olduğunu anlamaya çalışırken kutuyu kaldırdım ve aradığımı en sonunda gördüm. Benim kitaplarımı 1 poşet içine koyup en büyük kutunun dibine koymuşlar ! Bu kadar kutu, bu kadar karton, bu kadar kağıt.. Küresel ısınma veya çevre kirliliği, geri dönüşün gibi şeyler duymamışlar sanırım.

Dağ fare doğurdu tam olarak, haftada en az 3 kere gittiğim D&R’a bütün sıcaklığımı kaybetmiş gibiyim..



{08/06/2009}   Dostlar dostlar..

Ne çok özlemişim yazmayı.. Kafam inanılmaz dolu, boşalması lazım. Aslında yazmak için sınavların bitmesini bekleyecektim. Ama bugün bir istisna oldu. En zor sınavlarımdan birini çok iyi bir şekilde verdim.

Ders Türk İşaret Dili dersi. Senenin başında büyük bir istekle almıştım. Herkes bu konuda bir istek duyar tahmin ettiğim kadarıyla. Sağır insanlarla konuşabilmek çok güzel bir his çünkü. Üstelik bölümümü de düşündüğümde konuşamayan ve duyamayan insanlara psikolojik destek vermek çok hoş bir duygu olacaktı. Ancak ben bölümümden de soğuduğum gibi bu dersten de soğudum. Vize sonrası hiç derse girmedim, oysa tahmin edilebildiği gibi görsel bir dil ve derse girmek zorundaydım. Ama final inanmayacağım kadar iyi geçti. Öğrendim ki vize de iyiymiş, oh yani:)

Başlıkta değindiğim ayrıntılara gelmek istiyorum. Bugün uzun zamandır görüşmediğim dostlarımla görüştüm. Şans eseri onlar da gelmişler okula. Dost kavramı apayrı bir şey.. Uzun zamandır görüşmeyince hele daha iyi görüyorsun.. Bir de mezun oluyoruz ya, belki de son görüşmelerimiz.. Özledim ve özleyeceğim sanırım..

Şu anda da Tamirane’de oturmuş arkadaşlarımla içiyorum. İşte hayat bu diyorum ve dostların değerini vurguluyorum…

Tamam kabul ediyorum, daldan dala bir yazı oldu ama kafam da bu yazı kadar daldan dala durumlarda…



et cetera