EsGiz Defteri











{18/01/2011}   Kırmızı Burun Kremi?

Malum, icatlar ihtiyaçtan doğarmış. Nasıl ki saçı dökülen biliminsanı bu konuda araştırma yapıp ilacını bulduysa neden kırmızı burunlu biri çıkıp da bunun kremini bulmadı acaba?

2 gündür hastayım, burnumu silmekten 4. saatin sonunda palyaçodan beter kırmızı (pembe değil, gerçekten kırmızı) bir burna sahip oldum. Genelde Bepanthen merhem sürerim bu durumlarda. Ama sabah aklıma geldi, eczaneye gidip sordum. Bu tarz durumlar için özel bir krem var mı acaba diye. Hani saha çok nemlendiren, kızarıklığı hafifleten, acıyı azaltan vb. Eczacı da Bepanthen kullanmamın iyi geleceğini ama özel bir krem olmadığını söyledi.

Bakın buradan söylüyorum. Kim ki üzerinde “Burun kızarıklığına bire bir, anında geçirir, sizi ve burnunuzu korur” gibi yazılarla bire krem çıkarır, zengin olur valla.. İçinde çok deli şeyler olmasına gerek de yok. Biraz nemlendirici, biraz kızarıklığı giderici bir şeyler, bu kadar. Bu işe yarayan o kadar çok krem var ki, zor olmasa gerek.

İnsanlar bazen sadece “etiket” satın alıyor, bunu hepimiz biliyoruz. Neden biri gelip de bunu kullanmıyor ki?

Reklamlar


{10/11/2010}   Anomali..

Yahu, eskiden insanlar “Aaa bak normal değilmiş, cık cık cık..” diye anılmaktan korkardı. Anormal olmak bir hastalıktı. Normal olmayan, çoğula uymayan kişiler dışlanır, yaptıkları ayıplanırdı. Hatta bir durumun psikolojik rahatsızlık olup olmadığına bakmak için bile “o davranışın, çevresindekilerin çoğuluna uyan bir davranış olup olmadığı”na bakılıyor. Çünkü, sizin için anormal gibi gözüken bir şey, kişinin içinde yaşadığı toplum için normal kabul ediliyorsa, bu bir rahatsızlık değildir.

Ama şimdi çevreye bakıyorum da, “normal” olmak isteyen kimse yok! Herkes bir anormallik, bir değişiklik, bir “orjinallik” peşinde. Normal olanın kötü olduğu düşünülüyor. Sanki normal olunca yok olup gidecekmişiz gibi.

Garip değil mi şimdi? Ve bu son yılların (tamam, son 10-15 yılın) akımı diyebiliriz. Herkeste bir farklı olma çabası. Küçük adımlarla başlar, sonra köklü ve büyük farklılıklar.

Bazen düşünüyorum, farklı olmak adına çabalamalar aslında aynı olmaya mı sebep oluyor diye. Herkes farklı olmak adına Bodrum’a değil de Assos’a gitse mesela.. Farklı olan ne olacak burada? Herkes yine tek bir noktaya gidiyor oluyor. Ya da “Herkes Starbuck’s’a gidiyor, bundan sonra X’te kahve içeceğim” diyen ama herkesle beraber yine X’e giden kişinin farklılığı ne oluyor  ki?

“Anormal” olmak için “normal” olmaktan kaçınamayan ama anormal olmakla övüneneler ile “normal” olan ve anormal olmadığı için övünenlerin farklı olduğunu sanmıyorum. “Anormallik” de bir meziyet artık ..



{19/10/2010}   Savaşmaya hazırım!

Bir şey oldu, sonra bir şey daha oldu, sonra bir şey daha.. Öyle bir noktadayım ki, pamuk ipliğine bağlı bir köprüde yürüyorum sanki. Bu noktaya gelmek zordu, devamı zor, sonu belirsiz.. Ama belirli olan tek bir şey var, o da benim bu savaşa hazır oluşum!

Evet, bir adım ötemde bir savaş çıkabilir, savaş baltaları çekilebilir. Ama haklı olduğuma o kadar eminim ki, kimse bu savaşta karşımda duramaz! İnandığım ve istediğim şeyler için gerekirse ordulara karşı çıkarım. Gerekirse çeker giderim.. Ama fikrimi değiştirmeye niyetim yok, zor elde ettiğimden vazgeçmeye niyetim yok..

Zor buldum, mutluluğa tekrardan ulaştım, geri dönmeye niyetim yok!

Ben hazırım, karşıma çıkmak isteyen var mı?!



Geçen gün bir derste Ayten Zara PAGE, “Terk edilme, ruhsal bir ölümdür. Ardında mutlaka yara bırakır.” dedi. Burada bahsettiği terk edilme aslında anne baba tarafından terk edilmeydi. Ayrılan anne-babanın çocuğu terk etmesiydi. Ama sonra eklemeden de geçemedi, “Bu, tüm terk edilmeler için geçerlidir.”.

Başta bunu twit etmeyi düşündüm. Ama 140 karaktere sığmayacak bir konu bu. Çünkü buna sadece bir “ölüm” olarak bakmak çok yanlış geliyor.

Evet, her ayrılık bir parçanın zarar görmesi anlamına gelir. Orada ortaya çıkan izlerin iyileşmesi çok uzun zaman sürebilir. Ama buna iyi bir taraftan bakmak gerekiyor aslında.

Evet, ayrılık ruhsal bir ölüm, bir parçanın kopması ve kanamaya başlaması.. Ama bunun sonucunda da Anka gibi yeniden doğuş var.. Asıl iyi olan taraf da bu zaten. Ayrılık sonrası ölüm, yeniden doğuş ve hataların silinip gidilen yolun düzeltilmesi için bir fırsat bir taraftan da. Kopan parçanın olduğu yer temizlenmeye çalışırken şeklini de değiştirebilirsiniz, zararlı diğer şeyleri de hazır açılmışken çıkartabilirsiniz.

Etrafımda, ayrılık sonrası dünyanın sonu gelmiş sanan bir sürü insan var. Elbette ki o yas dönemini yaşayacaklar. Ama hepsine ortak tek bir şey söylüyorum. Bu yas döneminden sonra, eğer kişi de isterse ve desteği de varsa, yeniden doğup her şeyi istediği gibi yapmak yine kişinin elinde.

Sonuç olarak, bu “ruhsal ölüm” sonrası isterseniz aynı hataları tekrar yaşarsınız; isterseniz her şeyi silip, istediğiniz gibi yepyeni bir hayat kurarsınız kendinize. Küllerinden doğup daha da güçlenmiş bir hayat..

Her şey kişinin kendi elindedir!..



et cetera