EsGiz Defteri











{11/11/2010}   LimeWire Pirate Edition!

Geçenlerde haberleri çıkmıştı; bir neslin hayatında büyük yer edinmiş paylaşım programı LimeWire, bir mahkemenin kararından sonra kapılarını kapatmıştı. Herkes üzüldü, güle güle dedi, üzüldü ama geçti gitti..

Bugün haber sitelerine yeni bir haber düştü. “LimeWire Pirate Edition” çıktı diyorlar. Ve bunu “korsan, kaçak, gizli bir yazılım grubu tarafından geliştirilmiş” diyorlar.. Ama haberi yapmadan biraz araştırma yapsalar, yaptıkları hatayı görecekler.

LimeWire “open source” yani açık kaynaklı bir yazılım. Yani kodlarının kullanılmasında herhangi bir sorun yok. Yani ortada korsan bir yazılım yok. Açık olan kodların, başkaları tarafından kullanılıp devam ettirilmesi var sadece. Ki bu da açık kaynaklı ve özgür yazılım ürünlerinin doğasında olan bir şey. Ayrıntılı bilgi isteyene buyrun programın lisansı: GPL

Tabi olayın bir de şu tarafı var. “LimeWire” isminin patenti, marka hakları vb (hukuki konularda çok konuşmayayım dimi 🙂 ) üretici firmaya ait. Yani ismi kullanmamaları gerekiyordu. Tüm olayda “kaçak” olan tek şey bu yani.

Neyse.. Kısa bir bakışla bunları bulabildim ben, başka bir bilgisi olan varsa yorumlara eklesin de düzelteyim :).

“Bu yazıdan ne ders çıktı?” sorusu: What is GPL? 🙂



{10/11/2010}   Anomali..

Yahu, eskiden insanlar “Aaa bak normal değilmiş, cık cık cık..” diye anılmaktan korkardı. Anormal olmak bir hastalıktı. Normal olmayan, çoğula uymayan kişiler dışlanır, yaptıkları ayıplanırdı. Hatta bir durumun psikolojik rahatsızlık olup olmadığına bakmak için bile “o davranışın, çevresindekilerin çoğuluna uyan bir davranış olup olmadığı”na bakılıyor. Çünkü, sizin için anormal gibi gözüken bir şey, kişinin içinde yaşadığı toplum için normal kabul ediliyorsa, bu bir rahatsızlık değildir.

Ama şimdi çevreye bakıyorum da, “normal” olmak isteyen kimse yok! Herkes bir anormallik, bir değişiklik, bir “orjinallik” peşinde. Normal olanın kötü olduğu düşünülüyor. Sanki normal olunca yok olup gidecekmişiz gibi.

Garip değil mi şimdi? Ve bu son yılların (tamam, son 10-15 yılın) akımı diyebiliriz. Herkeste bir farklı olma çabası. Küçük adımlarla başlar, sonra köklü ve büyük farklılıklar.

Bazen düşünüyorum, farklı olmak adına çabalamalar aslında aynı olmaya mı sebep oluyor diye. Herkes farklı olmak adına Bodrum’a değil de Assos’a gitse mesela.. Farklı olan ne olacak burada? Herkes yine tek bir noktaya gidiyor oluyor. Ya da “Herkes Starbuck’s’a gidiyor, bundan sonra X’te kahve içeceğim” diyen ama herkesle beraber yine X’e giden kişinin farklılığı ne oluyor  ki?

“Anormal” olmak için “normal” olmaktan kaçınamayan ama anormal olmakla övüneneler ile “normal” olan ve anormal olmadığı için övünenlerin farklı olduğunu sanmıyorum. “Anormallik” de bir meziyet artık ..



Bir süre önce(bayaa bir süre önce) İnternet’te dolaşırken bir belgeye rastladım. Küçükken kartondan evler yapmayı çok severdim, kes-yapıştır şeklinde şeyleri de severim. Bu, 1 A4 boyutundaki sayfa da çok hoşuma gitti, neden mi? İşte sonucunda bu çıktığı için:

Tamam, itiraf ediyorum, zorlandım:) Görselin aslı renkli, burnu ve ayakları turuncu. Ama ben deneme yaptığım için siyah-beyaz bastırdım. Bir de keserken zorlandım, bazı tırtıklar bana göre yanlış yerdeydi(bak bak bak havaya :P) Bir de minik minik bir sürü şeyin yapıştırılması falan.. Yaşlanmışız dedim (parmaklarımın daha büyük olması da var tabi, küçükken daha kolaydı 🙂 )

Yapıştırma yerlerini sıraya koyup numaralandırmışlar, bu işinizi baya kolaylaştıracak elbette ki. Yarım günün sonunda bu minik ve tatlı şey karşınıza çıkıyor. Çocuğunuzla beraber hoş zaman geçirebileceğiniz bir aktivite olabilir. Ya da kardeşinizle, ya da babanızla, ya da abinizle, ya da … 🙂

Annem bu tarz şeyleri sevmez normalde. Ama bu sevimliyi sevdi ve bibloların yanına koydu(evet evde biblolarımızın durduğu bir kenar var, aa 🙂 ) Benden öneri, biraz daha büyütüp öyle bastırın, daha rahat edersiniz. Kullandığınız yapıştırıcı da ince uçlu olursa rahat edersiniz. Kullandığınız kağıt da çok ince olmazsa, yapıştırıcıyı fazla sürünce kağıdınız yıpranmaz. Bir taraftan da, bazı kesimler köşeli değil, yuvarlak hatlı, bu yüzden çok kalın kağıt da kullanmayın.

Unutmadan, sayfaya buradan ulaşabilirsiniz 😉



{19/10/2010}   Savaşmaya hazırım!

Bir şey oldu, sonra bir şey daha oldu, sonra bir şey daha.. Öyle bir noktadayım ki, pamuk ipliğine bağlı bir köprüde yürüyorum sanki. Bu noktaya gelmek zordu, devamı zor, sonu belirsiz.. Ama belirli olan tek bir şey var, o da benim bu savaşa hazır oluşum!

Evet, bir adım ötemde bir savaş çıkabilir, savaş baltaları çekilebilir. Ama haklı olduğuma o kadar eminim ki, kimse bu savaşta karşımda duramaz! İnandığım ve istediğim şeyler için gerekirse ordulara karşı çıkarım. Gerekirse çeker giderim.. Ama fikrimi değiştirmeye niyetim yok, zor elde ettiğimden vazgeçmeye niyetim yok..

Zor buldum, mutluluğa tekrardan ulaştım, geri dönmeye niyetim yok!

Ben hazırım, karşıma çıkmak isteyen var mı?!



et cetera